Bunları biliyormuydunuz? » Deyimler
Ateş pahası
Hep tarihten ve tarihi rivayetlerden esinlenerek, akıcı bir üslupla okura
sunulan "Bir Bâb-ı Âli Kahvesinde" yine bir hikaye anlatılır.
Hikayeye mevzu olan, "ateş pahası" deyimidir. Bugün de dilimize
pelesenk olan bu sözün hikayesi kitapta şöyle geçiyor:
Bir gün Kanuni Sultan Süleyman mütevazı sayıda bir maiyetle Istranca
Ormanları'na doğru avlanmaya çıkmıştı ki, kendisini gören bir adam
"Uğurlar olsun Sultanım!" diyerek yarenlikte bulundu. Fakat avcılık
töresince bu söylem kişiye uğursuzluk getirirdi. Söylenmesi gerekense
"rastgele" cümlesiydi. Padişah ve maiyeti bu uğursuzluğu kırmak için
yedi adım geriye gittikten sonra yollarına devam ettiler. Tam ormana varılmış
bir yavru ceylanın ardınca koşturulmaya başlanmıştı ki gök gürledi ve bulutlar
sağanaklar halinde yükünü boşaltmaya koyuldu. Herkes ne yapacağını bilmez bir
halde, civarda kandili parlayan bir kulübeye koşup sığındılar. Islaktılar.
Üşümüşlerdi. Konuksever kulübeci, onca insanı bir başına ısıtmak için yakacak
neyi var neyi yoksa yaktı.
Nihayette av erbabının üstleri kurumuş, içleri ısınmıştı. Ve birkaç saat
kadarlık bir süre içinde yağmur tamamen dinmiş, misafirlere yol görünmüştü. Ve
lala, kulübecinin yanına gelip, teşekkürlerini bildirdikten sonra yakılan
ateşin pahasını sordu. Adam: "Bin altın efendim" dedi. Lala
"Bre! yaktığın odunlar bir altın bile etmezken niçin böyle densüzlük eyler
de pahalı bir fiyat söylersin" diyerek adama çıkışınca adam "Doğrusu
odunların pahası dediğiniz gibi bir altın bile etmez. Fakat bu sağanak altında,
bu dağ başında bir sığınak bulmak ve binbir zahmetle yakılmış bir ateşin
karşısına geçip ısınmak gerçekten çok pahalı bir şey. Ben sizden odun değil
ateş pahasını istedim" dedi.
Son Güncelleme: 2007-03-01 14:11
Yazar: devrim
Revision: 1.0



