Bunları biliyormuydunuz? » Kim, kimdir?
Akşemseddin
Akşemseddin
"Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle
görülemeyecek kadar küçük fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur."
diyerek, bundan beş yüz sene önce mikrobun tarifini yaptı.
Osmanlılar zamanında yetişen büyük evliya ve İstanbul’un manevi fatihi.
İsmi, Muhammed bin Hamza’dır. Saçının sakalının ak olması veya beyaz
elbiseler giymesinden dolayı Akşeyh veya Akşemseddin lakaplarıyla
meşhur olmuştur. Evliyanın büyüklerinden Şihabüddin Sühreverdi’nin
neslinden olup, soyu hazret-i Ebu Bekr-i Sıddik’a kadar ulaşır. 1390
(H. 792) senesinde Şam’da doğdu. 1460 (H.864)da Bolu'nun Göynük
ilçesinde vefat etti.
Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Akşemseddin Kur’an-ı kerimi
ezberledi. Yedi yaşında babası ile Anadolu’ya gelip, o tarihte
Amasya’ya bağlı olan Kavak nahiyesine yerleşti. Alim ve veli bir zat
olan babası vefat edince, tahsiline devam etti. Genç yaşta akli ve
nakli ilimlerde akranlarından daha üstün derecelere ulaştı. İlim
tahsilini tamamladıktan sonra, Osmancık’a müderris oldu. İlim
öğretmekle ve nefsinin terbiyesiyle meşgulken, tasavvufa yönelip,
Ankara’da bulunan zamanın büyük velisi Hacı Bayram-ı Veli’ye talebe
olmak üzere gitti. Fakat ona talebe olamadı. Halep’te bulunan Şeyh
Zeynüddin’e talebe olmak için Halep’e giderken, gördüğü bir rüya
üzerine Hacı Bayram-ı Veli’ye talebe olmak üzere Ankara’ya geri döndü.
Hacı Bayram-ı Veli tarafından kabul edilip, onun sohbetinde tasavvuf
yolunun bütün inceliklerini öğrendi ve Hacı Bayram-ı Veli’den icazet
(diploma) aldı. Aynı zamanda tıp ilminde de kendini yetiştiren
Akşemseddin, bulaşıcı hastalıklar üzerinde çalıştı. Araştırmalar
sonunda Maddet-ül-Hayat adlı eserinde:
"Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak
yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu
bulaşma gözle görülemeyecek kadar küçük fakat canlı tohumlar
vasıtasıyla olur." diyerek, bundan beş yüz sene önce mikrobun tarifini
yaptı.
Pasteur’un teknik aletlerle Akşemseddin’den dört asır sonra varabildiği
neticeyi dünyada ilk defa haber verdi. Buna rağmen mikrop teorisi
yanlış olarak Pasteur’a mal edilmiştir. Aynı zamanda ilk kanser
araştırmacılarından olan Akşemseddin, o devirde seratan denilen bu
hastalıkla çok uğraştı. Sadrazam Çandarlı Halil Paşanın oğlu Kazasker
Süleyman Çelebi’yi tedavi etti. Ayrıca hangi hastalıkların hangi
bitkilerden hazırlanan ilaçlarla tedavi edileceğine dair bilgiler ve
formüller ortaya koydu.
Akşemseddin, zahiri ve batıni ilimleri bilen birçok alim yetiştirdi.
Oğulları Muhammed Sa’dullah, Muhammed Fazlullah, Muhammed Nurullah,
Muhammed Emrullah, Muhmmed Nasrullah, Muhammed Mir-ul-Huda ve Muhammed
Hamdullah ile Harizat-üş-Şami Mısırlıoğlu, Abdurrahim Karahisari,
Muslihuddin İskilibi ve İbrahim Tennuri bunlardan bazılarıdır.
Fatih Sultan Mehmed Han muhteşem ordusuyla İstanbul’un fethine
çıktığında, Akşemseddin, Akbıyık Sultan, Molla Fenari, Molla Gürani,
Şeyh Sinan gibi meşhur veliler ve alimler de talebeleriyle birlikte
orduya katıldılar. Akşemseddin hazretleri savaş esnasında Sultan’a
gerekli tavsiyelerde bulunarak, yeni müjdeler veriyordu. Kuşatmanın
uzaması ve Sultan’ın ısrarı üzerine ve Allahü tealanın izni ile fethin
ne gün olacağını bildiren Akşemseddin, Sultan şehre girerken yanında
yer aldı. Fetih ordusu İstanbul’a girdikten sonra İslamiyetin harple
ilgili hukukunun gözetilmesini genç Padişah’a hatırlattı ve buna göre
hareket edilmesini bildirdi. Sultan’ın Eshab-ı kiramdan Ebu Eyyub
el-Ensari’nin kabrinin bulunduğu yeri sorması üzerine:
"Şu karşı yakadaki tepenin eteğinde bir nur görüyorum. Orada olmalıdır." cevabını verdi.
Daha sonra orası kazıldı ve Eyyub Sultan’ın (radıyallahü anh) kabri
ortaya çıktı. Fatih Sultan Mehmed Han, Ebu Eyyub el-Ensari’nin kabr-i
şerifinin üzerine bir türbe,yanına bir cami ve ilim öğrenmek için gelen
talebelerin kalabileceği odalar inşa ettirdi. Sultan, Akşemseddin’den
İstanbul’da kalmasını istediyse de, Akşemseddin Padişah’ın bu teklifini
kabul etmedi.
Akşemseddin, İstanbul’un fethinden sonra, Göynük’e yerleşti ve vefatına
kadar orada kaldı. Göynük’e yerleştikten sonra, bir taraftan ahiret
hazırlığı yapıyor, diğer taraftan da küçük oğlu Hamdullah’ın ilim ve
terbiyesi ile meşgul oluyordu. “Bu küçük oğlum, yetim, zelil kalır,
yoksa, bu zahmeti çok dünyadan göçerdim.” derdi. Bir gün hanımının;
“Göçerdim dersin yine göçmezsin!” demesi üzerine; “Göçeyim!” deyip
mescide girdi. Akrabasını ve evladını toplayıp, vasiyetini yaptı.
Helalleşip veda etti. Yasin-i şerifi okumaya başladı. Sünnet üzere
yatıp temiz ruhunu teslim etti (1460). Göynük’teki tarihi Süleyman Paşa
Caminin bahçesine defnedildi. Daha sonra oğullarının kabri ile beraber
bir türbe içine alındı.
Buyururdu ki: “Her işe besmele ile başla. Temiz ol, daim iyiliği adet
edin, tembel olma, namaza önem ver. Nimete şükür, belaya sabret.
Dünyanın mutluluğuna mağrur olma. Ömrüm uzun olsun dersen, kimseye
kızma, eziyet etme. Kimsenin nimetine haset etme. Senden üstün olan
kimsenin önünden yürüme. Tırnağını asla dişinle kesme. Çok uyumak
kazancın azalmasına sebeb olur. Akıllı isen yalnız yolculuğa çıkma.
Gece uyanık ol, seher vakti Kur’an-ı kerim oku. Zikrin daima hamd-i
Hüda (Allahü tealaya hamd etmek) olsun. Hem Cehennem azabından endişeli
ol. Hasedi terk et, kendini başkalarına medh etme. Namahreme (harama)
bakma, harama bakmak gaflet verir. Kimsenin kalbini kırma. Düşen şeyi
alıp (temizleyerek) yersen fakirlikten kurtulursun. Edepli, mütevazı ve
cömert ol. Cünüp kimse ile yemek yemek gam verir. Yalnız bir evde
yatmaktan sakın. Çıplak yatmak fakirliğe sebep olur.”
Eserleri:
1) Risalet-ün-Nuriyye: Tasavvufa ve tasavvuf ehline dil uzatanlara
cevab mahiyetindedir. Arapça olup, kardeşi Hacı Ali tarafından
Türkçe’ye çevrilmiştir. 2) Def’ü Metain, 3) Risale-i Zikrullah, 4)
Risale-i Şerh-i Ahval-i Hacı Bayram-ı Veli, 5) Malumat-ı Evliya, 6)
Maddet-ül-Hayat, 7)Nasihatname-i Akşemseddin.
Son Güncelleme: 2007-10-17 00:30
Yazar: devrim
Revision: 1.0



